27 Nisan 2019 Cumartesi

Eşeğin Aklı - 2

  • Kendini kötü hissetmek, kendini suçlamaktır. Çoğu zaman korkumuz ise kendimizi suçlama olasılığımızın ortaya çıkmasıdır. Örneğin pişman olmak, yaptığımız veya yapmadığımız bir şeyden dolayı kendimizi suçlamamızdır. Korkumuz ise pişman olma olasılığımızdır. Genellikle kendimizi kafamızdaki kendimiz hakkındaki toplumda oluştuğunu düşündüğümüz izlenimin bozulması veya bozulma olasılığının ortaya çıkması durumunda kendimizi suçlarız. Bütün çabamız ise bu izlenimi korumaktır. Kendimiz hakkındaki toplumda oluştuğunu varsaydığımız izlenimin bizim toplum tarafından kabul tarafından kabul edileceğimizin garantisi olduğunu kabul ederiz. Bu izlenimin bozulması toplumdan dışlanmak ve saldırıya açık kalmak olduğu ön kabulü çok küçük yaşlardan itibaren bilinçaltımızda yer tutar.

  • Çatışmaktan kaçındığımı farkettim biraz önce. Kafamda dönüp duran diyaloglardan nasıl olur da çatışmadan bir durumdan kurtulurum diye çabaladığımı fark ettim. Anladığım çatışmadan kaçma nedenim çatışmayı kaybetme, küçük düşme korkum. Çatışmayı kaybettiğimde veya küçük düştüğümde bir depresyon olasılığı doğuyor. Bu aslında kendi zayıflığın ile karşılaşma olasılığın. Kendi mükemmelliğinin sorgulanması gerekliliği.Kendini diğerlerinden zayıf yetersizsiz eksik kusurlu görmek. Bu ise toplum içerisinde yeterince saygın olan rolünün sorgulanmasıdır. Diğer bir deyişle imajının zedelenmesidir. Bu tabi ki senin kafandaki toplumun sahip olduğunu düşündüğün imajındır. Bu imajının zedelenmesi senin kendine daha değersiz yeni bir imaj edinmiş olman demektir. Doğal sonucu ise kendini suçlamadır. Çözüm daha çok çatışmaya girip kaybetme alışkanlığı edinmek olabilir. Hiç maça çıkmayıp hiç yenilmeyerek namağlup ünvanı sahibi olmak anlamsızdır.

  • Mümkün olup olmadığını bilmiyorum ama hayattan tad almak ve özgür olmak için kendinden vazgeçmek gerek. Kendin derken kastım kafandaki toplumun sahip olduğunu düşündüğün imajın. Bizim elimizi kolumuzu bağlayan, bizi kara kara düşünmekten hayatın tad alamaz hale getiren işte bu imajımızı koruma çabasıdır.

  • Değişimi kucaklamak ve deneyimlere açık olmak gerek. Ne kadar korkutucu olursa olsun. Böylece zamanla olman gereken yerde olman gereken kişilerle olursun.

  • Kaçınmaya çalıştığımız çok fazla şey var. Acınmaktan kaçınmaya çalışırız. İnsanlar bize acımasın, acınacak duruma düşmeyelim isteriz. Alay edilmekten kaçınırız. Küçük görülmekten de. Hafife alınmak da aynı şekilde kaçınmaya çalıştığımız durumlardan. Çaresiz görülmek de acınmaya benziyor. Yeterli görülmemek de yine uzak durmaya  çalıştıklarımızdan. Canavar gibi görülmek de hiç istemediğimiz bir durumdur. Çoğaltmak mümkün. Ama kaçındıklarımızın çoğunluğunun, kafamızdaki toplumun bizim ile ilgili algısı ile ilgili olduğu açık. Bu kaçınmaya çalıştığımız olumsuz algıya dair bir ipucu görürsek içimizde kaygı başlıyor. Bu kaçınma çabaları gündelik hayata kararsızlıklar, açıklanamayan davranışlar gibi belirtilerle yansıyor. 

  • Kafamızda gerçeğin kısıtlı bir modelini oluşturuyoruz. Güvende kalabilmek ve hedeflerimize ulaşabilmek için bu modele uygun planlar yapıyoruz. Öngrülerimiz de bu modele göre yapılıyor. Sorun bu modele uymayan bir gerçeklik ile karşılaştığımızda ortaya çıkıyor. Modelimizi kolayca yeni gerçeğe uyarlayabilirsek bir daha bu sorun ile karşılaşmıyoruz. Fakat aksi durum gerçekleşir de modelimizi yeni gerçekliğe uyarlayamazsak kağbusumuz başlıyor. Bu gerçek bizim modelimizin bizi güvende tutmaya yetmediğini ve hedeflerimize ulaşmamızı sağlayamayabileceğini ortaya çıkarıyor. Bu durumda hepimiz derhal bu gerçek ile karşılaşmamanın yollarını arıyoruz. Bizim modelimizi yanlışlayan bu gerçek bir insan veya topluluk ile ilgili ise onlardan nefret ediyor onları görünmez hale getirmeye çalışıyoruz. Örneğin sigaranın insanı sefil duruma düşüreceğini kabul eden kişi, sigara içen insanlara getirilen her türlü yasağı şehvet ile destekler. Çünkü sigara içip sağlığı çok da bozulmayan veya kendisinden daha iyi olma olasılığını görmek istemez. Olur da böyle insanlarla karşılaşırsa reddetmesi daha zor olacaktır. 

  • Kimseyi gücendirmemek, kızdırmamak, üzmemek ve özgür olmak. Olacak iş değil.

  • Hepimizin çocuklukta olaylarla başetme yontemleri vardır. Mesela hata yaptığımızda ağlamak ailemizin bize kızmasına engel olur. Veya ilgi görmüyorsak saldırganlaşıp ailemizin ilgisini çekeriz. Bunlar gibi bir çok yöntemimiz olmuştur. Yetişkinliğimizde de durum çok farklı değil. Yine bir hata yaptığımızda başkaları kızmadan biz depresyona girer durumu kurtarırız. Duygularımız bizi çocukluktan gelen reaksiyonlara iter. Dikkat çekmek için öfke kullanan insanlar vardır mesela. Ama bu insanlar gerçekten öfkelidirler diye düşünebilirsin. Ama çocuklar da gerçekten öfkelidir. Çocuk öfkeli de olsa biz biliriz ki o ilgi çekmek istiyordur. Bizin anılarımız ve hayallerimiz kafamızda dönerken, bizde bir duygu uyandırmaya çalışırlar. İşte o duygu bizi çocuk tepkisi vermeye iter. Siz siz olun duygularınıza kapılıp gitmeyin. Yetişkin insanlar olarak mantığınız ile karar verin tepkilerinize.

  • İnsanlık hali sık sık yargıda bulunuyoruz. Ama bunları ciddiye almamak gerek. Kendinle ilgili yada başka konuda bulunduğun yargıları unut gitsin. Bu iyidir bu kötüdür diye bir kabulün olduğunu farkettiğinde bunun ciddiye alınmayacak unutmaya değer bir yargı olduğunu bil. Buna olaylar ve durumlar da dahil.

  • Deneyimi kucaklamak gerek. Birşeylerden kaçınmaya çalıştığını farketmelisin. Sürekli bir şeyleri yaşamaktan kaçınıyoruz. Gelecekteki bir deneyimden kaçınmak için şu anı deneyimleyemiyor tadına varamıyoruz. Çoğu zaman tedbirimiz ise birilerini etkilemek veya hayal kırıklığına uğratmamak. İsteklerimiz, hedeflerimiz, kaygılarımız; hep başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak veya etkilemek için oluyor. Bu yüzden farklı deneyimlerden kaçtığımızı görelim.  

23 Mart 2017 Perşembe

Eşeğin Aklı -1


  • Bizi övecek yüceltecek değerli hissettirecek insanların yanında olmak isteriz ki kusurlarımız olduğunu unutup, kendimizi sevebilelim, kendimizden memnum olabilelim.

  • Hepimiz övgü almak ve eleştirilmemek istiyoruz. Kusurlarımız olduğunu görmek istemiyoruz. Mükemmel olduğumuzu yada en azından yeterli olduğumuzu görmek istiyoruz. Bunun için sürekli kendimizi kıyaslıyoruz.Başkalarını eleştiriyoruz ki kıyaslamada geri kalmayalım.

  • Herhangi bir şekilde reddedilmek istenmemek herkesin en büyük kabuslarından olsa gerek.

  • Hepimiz çoğunlukla çocukluktan gelen beklentileri karşıladığımızı ispatlamaya çalışıyoruz. Sürekli ben oldum demeye uğraşıyoruz. Galiba bu büyüdüğünü artık anne babanla denk olduğunu ispatlamak oluyor. Belki bu yüzden bize çocuk gibi davranılması bizi çileden çıkarıyor.

  • Şu model çok güzel. Bizim bir kapasitemiz var. Extra bir şeye sahip olabilmemiz için elimizdeki bir şeyi bırakmamız gerekiyor. Bir şey istiyorsan başka bir şeyi kaybetmeyi göze almalısın.

  • Kendimizi suçlamak en büyük korkularımızdan biridir. Sanırım pişmanlık da bunun gibi bir şey. Bu yüzden kolay kolay sorumluluk almak istemeyiz. Başkalarının bize ne yapacağımızı söylemesi daha kolaydır. Böylece biz başkalarını suçlar. Kendimizi rahat ettiririz. Bu da itaatkar olmamızı sağlar. Kendini geri plana çekersin. Kendine bir lider ararsın. Bu da seni özgürlüğünden alıkoyar. Kafanın içinde kendi kendini zincirlersin.

  • Çocuk olmadığımızı ispatlamaya çalışıyoruz galiba. Bize çocuk gibi davranılması bizi hayal kırıklığına uğratıyor.

  • Soru şu ne olursa kendini affetmezsin. Yada neyi kaybedecek bir hata yaparsan kendini affetmezsin. Kendine çok kızarsın.

  • Aslında şu soru diğerinin aynısı. Birisi nasıl bir hata yaparsa asla affedemezsin. Birisi sana ne zarar verirse asla affedemezsin.

  • Ben ikna oldum. Hepimizin içinde bir self image var. Yani kafamızda kendimize dair bir imaj var. Nasıl göründüğümüz nasıl tanındığımıza dair. Başkalarının bize ne gözle baktığına dair. Ama bu bizim kafamızın içinde. Çevreden de buna dair ipuçları arıyoruz. Imajımızı koruyor muyuz. Imajımızdan farklı görünüyor muyuz. Bu hayatımızın merkezinde. Buna karakter de diyebiliriz. Imajımıza dair ipuçları bulursak mutlu oluyoruz. Bulamazsak yada imajımıza uymadığımıza dair bir ipucu bulursak mutsuz veya kızgın oluyoruz. Aslında başkalaırnın bize karşı tavrının da kaynağı bu. Biri size kızıyorsa bu onun kendi imajı ile ilgilidir. Ya imajını zedelemişsinizdir yada imajı sinirli olmasını gerektiriyordur.

  • Eğer olup bitmiş bir şeye takılıp kalmışsan bil ki imajın zedelenmiş ve sen onu tamir etmenin yolunu arıyorsun. Hayatımızı bu imajı geliştirip zedelenmesine engel olmaya çabalayarak harcıyoruz. Bırakalım demiyorum ama bilelim.

  • Kendini nasıl tanımladığın çok önemli. Ben kimim sorusunun yanıtı. Çünkü sorunun cevabında geçen herşey senin kaybetmeye tahammülünü olmadığı, seni sen olmaktan çıkaracak şeylerdir. Ne kadar az şey ile tanımlarsan kendini o kadar özgür olursun.Yani "you are not the content of your wallet, you are not your fucking khakis"

  • Biz kendimizi tanımlamak değil. Mutlu olamk istiyoruz. Her tanım ayrı bir zincir oluyor özgürlüğe.

  • En büyük özgürlük geçmişinden özgür olmaktır.

  • İnsanı motive eden en büyük kaynak, büyük bir misyonun parçası olmaktır.

  • Bizi deli eden şeylerden birisi de bize karşı saygısızlık yapılmasıdır. Saygı göstermek değer verdiğine dair mesajlar içeren davranış ve konuşmalardır. Birileri bize değersiz önemsizmişiz gibi davranırsa deliye döneriz. Bize aldırış etmeden hareket ederse mesela, bize verdiği mesaj bizim kale alınmaya değmez olduğumuzdur. Bu durumda kendi gücümüzü göstermek için çaba harcarız.

  • Kafamız sürekli ne mesaj verdiğimiz ile meşgul. Yürüken, otururken, konuşurken, bakarken. Her zaman. Başkalarının verdiği mesajları ise bilinçsizce alıyoruz. 

  • İmajımız bizi tehlikelerden travmalardan koruyan zırhımızdır. Özellikle sosyal alanda güvende hissetmek için imajımızı pekiştirmeye uğraşırız. Bu imajı oluşturmak ve pekiştirmek için çevremizdeki insanlardan imajımıza dair olumlu sinyaller almamız gerekir. Çok zaman bunların peşinden koşarız. Sorumluluklarımızın tamamı imajımızın gerektirdikleridir. İmajımızın onaylanmadığı bir durumda ise panikleriz. Bir çok zaman ise o olasılık göründüğünde kaçmaya çalışırız. Yani yapabiliyor olman gereken bir şeyi yapamaman durumunda sinirlenir krize girersin. Bu bir sorumluluğu yerine getiremedin demektir. Böylece imajın zedelenmiştir. Ya önceden sezip yerine getiremeyeceğin sorumluluktan kaçarsın, yada yapabildiğini göstermek için bahaneler yalanlar uydurursun. Ta ki olumlu yorumlar alıncaya kadar. Golcü olmak imajımızın bir parçası ise, atamadığımız bir gol sonrası birinin "zemin bozuktu" yorumu kadar bizi rahatlatacak bir şey yoktur. Buradaki sorun imajın gerçekten koruyup korumadığı ve harcanan çabaya değip değmeyeceği. Benim için soru ise bu imajın bilinçli bir şekilde oluşturulup kaldırılabilmesinin mümkün olup olmadığıdır. 

  • Şimdi Tyler abimiz şöyle demiş ki haklıdır ve eksiktir.
you are not a beautiful and unique snowflake
you are the same decaying organic matter as everything else
we are all a part of the same compost heap
we are the all-singing, all-dancing crap of the world
you are not your bank account,
you are not the clothes you wear
you are not the contents of your wallet
you are not your bowel cancer
you are not your grande latte
you are not the car you drive
you are not your fucking khakis

  • O halde ekleyelim "You are not who they think you are". Bu biraz sosyal statü ile ilgili. Sen başkalarının senin hakkında senin kendi hakkında düşündüklerinden farklı düşünmemeleri için çaba gösteriyorsun. Hem kendinle ile ilgili pozitif algı yaratmaya çalışırken (başarılı, dürüst, efendi, güçlü, güzel) negatif algı yaratmaktan da kaçınmaya çabalıyorsun. (cimri, korkak, sapık gibi).
  • Hemen ekleyelim "You are not your job". Evet işiniz değilsiniz. Kendini işinle, mesleğinle tanımlamak çok yaygın bir hastalık. Bu yüzden insanlara işini kaybetme tehdidi ile gidince her istediğinizi yaptırabiliyorsunuz.

30 Haziran 2016 Perşembe

Fasulyenin Faydaları -12


  • Kendini değerli hissedebilmek için yaptığın şeyin yada yapmaya çalıştığın şeyin değerli önemli olduğuna inanmalısın yada değerli önemli olduğuna inandığın bir şey için çaba göstermelisin. Bu şekilde kendini daha iyi hissedersin.

  • Biz genelde toplum tarafından kabul edilmeyecek bir şey yapmmaktan korkarız ki. İçimzde bu tür davranışlara karşı istek uyandırabilecek herşeye karşı düşman oluruz.

  • Self-control'ün dibine vurmuşuz. Kendimizi yansıtacağız diye ödümüz patlıyor.

  • Ben de yalanlarınızdan sıkıldım.

  • Yapman gereken bir şeyi yapmayı canın hiç istemiyorsa bir türlü elin gitmiyorsa muhtemelen o işi layıkıyla(yada senin imajından beklendiği şekliyle) yapamayacağına dair kendine itiraf edemediğin korkuların vardır. İşini sevmemek çalışmak istememek de bununla ilgilidir. Yeterince iyi olmadığının düşünülmesinden veya zannedildiği kadar iyi ve başarılı olmadığının düşünülmesinden korktuğun için elin işe gitmiyordur. Sen de kendine itiraf etmek zorunda kalırsın. Motivasyonun düşer. Başarısız görünme korkun vardır arkasında. 

  • Hayatımızın büyük bir bölümünü ayıplanmamaya çalışarak geçiriyoruz.

  • Bırak tepkileri insanların düşüncelerini bile kontrol altına almaya çalışıyoruz. Büyük oranda bizim ile ilgili düşüncelerini. Bunun için taktiğimiz çok acı verici. Rol yapıyoruz. Başkalarının düşüncelerini kontrol altına almanın yolunu kendimizi kontrol altında tutmak olarak görüyoruz.

  • Sorunlara değil, fırsatlara odaklan.

  • Kaderine razı olmanın unsurlarından biri de mükemmel olmamaktır. Hatta başarısız olmak ve sahip olduklarını kaybetmektir. Sadece maddi değil manevi olarak da kaybetmek buna dahildir. Saygınlık gibi. Kaygı taşımadan  gerçekleşen bu unsurlar kişinin iyiliği içindir. Kişi bunları öteleyebilir hatta engelleyebilir. Fakat ödediği bedel daha fazla olur. Bu yüzden endişeye kapılmadan bu tür durumlara izin vermek en iyisidir. Bunu yapan zaten zamanla getirilerini görecektir. Kaderine razı olmak dediğim kavrama kimi akışa güvenmek der, kimisi Tanrıya inanmak der. Sorunlara değil de fırsatlara odaklanmak da işte bunun yöntemlerindendir.

  • Bir şeyleri düzeltme youna koyma çabamız o kadar yoğun ki, geçmiş de olan olayları bile bırakıp gidemiyoruz. Onları da kafamızda yorup duruyoruz. Onları yoluna koymaya düzgün yapmaya çalışıyoruz. Olmadı onları sürdürerek geleceğe taşımaya çalışıp başka olaylara bağlayarak yanlış olduğunu düşündüğümüz bir olayı daha büyük doğru sayabileceğimiz bir şeyin parçası olarak görmeye çalışıyoruz. Böylece geçmişimizdeki hataları düzelrmiş oluyoruz. İntikam almak buna örnek olabilir. Oysa yapabilsek herşeyi olduğu gibi bırakmak en güzeli.

  • Her an tehdit ediliyoruz. Kimisi bizi aç susuz kalmakla, kimisi dövmekle, kimisi psikopatların eline bırakmakla, kimisi öldükten sonra sonsuza kadar yakmakla, kimisi sevdiklerimizi bizden uzaklaştırmak veya onlara eziyet etmekle tehdit ediyor. O kadar çok ki hangi birini sayayım. Herkes bizden bir şeyleri yapmamızı veya yapmamamızı bekliyor. 

  • Yoruluyorsun, dinlenmeye korkuyorsun. Uykun geliyor uyumaya korkuyorsun. Anlatasın geliyor konuşmaya korkuyorsun. Eğlenmek istiyorsun, eğlenmeye korkuyorsun. 

  • Uykusunun en tatlı yerinde ufacık yavrucağı uyandırıyoruz. Çünkü ona büyüyünce daha az eziyet edilecek diye korkuyoruz. Masum çocuğumuzun tatlı uykusuna kıyıyoruz.

  • Yaptığım işi severek yapmaya, zorla yapmaktan fırsat kalmıyor. 

  • Çok fazla bağımlılığımız var. Bunları sevdiğimiz şeyler zannetmemiz de doğal. Bunlardan kurtuldukça özgürleşiyoruz.

  • Sevdiklerimiz bizi yoklukları ile tehdit ediyor. Dostlarımız bizi dalga geçmek aşağılamakla tehdit ediyor.

  • Benden bir beylik laf olsun. Mutluluğun nedeni olmaz mutsuzluğun nedeni olur.

  • Kendine karşı acımasız olan insanlar başkalına karşı da acımasız oluyorlar.

  • Başkalarını eleştirir aşağılar alay ederiz ki kendi kusurlarımız gözümüze batmasın. Kıyasladığımız da kendimizi yeterli bulalım. İç huzura kavuşalım.

10 Mart 2016 Perşembe

Fasulyenin Faydaları-11


  • Stop pretending to be perfect.

  • Alay etmenin ve azarlamanın amacı utandırmak ve karşındaki kişinin kendisini değersiz hissetmesini sağlamaktır. Bunu hepimiz yaparız. İnsanları utandırmaya veya değersizleştirmeye çalışırız.  

  • Kusursuz bir hayat hikayen olmasını boş ver. Kendi hikayeni sev.

  • Sürekli zayıf hatalı kusurlu değil de güçlü, ideal olduğumuzu ispatlama kaygısındayız. Sanırım hepimiz zayıf kusurlu olanı eleme alışkanlığındayız.

  • Kendini en kolay yargılayacağın şey bencilliktir. Sonra da tembellik veya zora gelememek. Her ikisi de geçersizdir. Bencil olmak da tembel olmak da göreceli ve kötü olmayan şeylerdir.

  • Geçmişi yada geleceği mükemmelleştirmek alışkanlığımız var. Bu bizi yoruyor. Yormanın yanı sıra o an yapılabilecekleri veya tadılabilecekleri ıskalamamıza neden oluyor. Evet bir geçmişimiz var günahı sevabı ile bunu değiştiremeyiz. Ama zihnimizin alışkanlığı şöyle deseydim şöyle yapsaydım diye kendi kendimizi yemek. Oysa olan olmuş iyi kötü geçmiş boşver artık.  Bir de gelecek herhangi bir konuda geleceği olması gerektiği gibi yada olması gerekene daha yakın yapabilmek için zihnimizde tekrar tekrar yaşamak bir başka alışkanlığımız. Aslında bunu düşündükçe daha geriliyoruz. Sanırım kafamız da kurduğumuz ideale yaklaşamama endişesi başlıyor. Kafamızda kurmasak ve o an ki karar verme yeteneğimize güvensek sonrasında da geçmişimizi yargılamasak onun idealini sorgulamasak daha huzurlu olacağız.

  • Bir şey yapmaya karar veriyorsun. Yada bir şey yapman gerekiyor. Hemen sonuçlarına dalıyorsun. İdeal şekilde yapılıp yapılmadığına dair hayallere giriyorsun. İdeal şeklini sorguluyorsun. Bu işi senin için daha da zor hale getiriyor. Oysa yap işte yanlış veya doğru yap. Zaten tecrübe en iyi öğretmendir. Yapa yapa daha idealini yapacaksın. Kafanda kurmanın bir anlamı yok ki.

  • İnsanların gözünde ideal görünme kaygımız var. Herkesin beklentisini ideale yakın karşılamaya çabalıyoruz. Yada öyle görünmeye çabalıyoruz. Aksi halde sevilmeyecek belki de dışlanacağız. Onların tam istediği gibi olmasa da en azından onların gözünde yeterince iyi olmak için çabalıyoruz. Bu yüzden kendimiz olduğumuz zamanlar hep gizli saklı yaptıklarımız oluyor.

  • İşte bu Tyler Durden'ın "You have to give up" (Vazgeçmelisin) dediğinde istediği şey. Mükemmel görünmekten veya olmaktan vazgeç. Kendini olduğun gibi kabul et. Bırak onlar kabul etmesin. Senden nefret etsin. Senden tiksinsin. Seni küçümsesin. Emin ol sana olduğun gibi de saygı duyacak birileri çıkacaktır.

  • Dün akşam bir kitapta okudum. Kendini kıyaslamadan bahsediyordu. Kıyaslarkenki mottomuzun "onlar gibi ol daha iyisi ol" olduğunu söylüyordu. Bizde kendimizi kıyaslayıp acaba onlar gibi miyim? Onlardan iyi miyim? diye düşünüyoruz.

  • Bıktım insanların (ben de dahil) ... gibi davranmasından. Herkes farklı hissediyormuş gibi davranıyor. Farklı düşünüyormuş gibi davranıyor. İstediği şeyi istemiyor gibi davranıyor. Açken tok gibi davranıyor. Uykusuzken ayık gibi davranıyor. Çalıştığı şirketin iyiliğini düşünüyor gibi davranıyor. Çevresindeki insanlara saygılı gibi davranıyor. Mutlu gibi davranıyor. Güçlü gibi davranıyor. Korkusuz gibi davranıyor. Kararlı gibi davranıyor. Hiç sıçmamış gibi davranıyor. Diğerlerini ezmek istemiyor gibi davranıyor. Herkes sim kaplı bok gibi. 

  • Sahtesiniz korkuyorsunuz boka benziyorsunuz. Sinirlerimi bozuyorsunuz. 

  • Hayatın süprizlerini bozmayın. Sürekli neler yapabileceğini tahmin etmek. Hayatın tadını kaçırır. Herşeye hazırlıklı olmak süpriz yapmayı engeller. Beklenti sahibi olmak süprizin tadını kaçırır.

  • Elde ettiğin sonuçlara bakarak geçmişte yaptıklarını yargılamamak gerek. Geçmişde yaptıkların eksik hatalı kusurlu olabilir. Bu sonucu getiren kararlar da vermiş olabilirsin. Ama geçmişini yargılamak geleceğini şekillendirme konusunda yapacakların ve vereceğin kararlar konusunda seni sıkacak ve hayatını çekilmez hale getirecektir. Yaptığın hataları yargılamak gelecekte aynı hataları yaptığında kahrolmana neden olacaktır. Buna stres denir. Hata yapmamak için kafanda sürekli bunlarla meşgul olacaksın. İstemediğin bir sürü şey yapacaksın.

  • Komplex sahibi insanların ilk fırsatta aşağılaması, küçümsemesi, alay etmesi çok normaldir. Nevrotik insanların buna ihtiyacı var. Ve biz nevrotik bir toplumda yaşıyoruz.

  • Mükemmel olmama konusunda diyeceğim bir başka şey herşeyi berbat etme hakkınız olduğudur.İşleri berbat etmek bunu engellemek için kendini harap etmekten iyidir.Bırak batsın nolursa olsun. Olması gereken işler boka sardıktan sonra kendine karşı acımasız olmamaktır. Merhametli olmalısın kendine.

  • Olan veya olası herşeyi normal kabul etmeli. Bir şeylerin olması için veya olmaması için çaba göstermek kendine karşı merhametli olmayacağın durumlardır. Kendine merhameti geliştirdikçe olası gelecek için endişelerin azalacaktır. Bunda başkalarının yargıları veya tavırlarının da etkileri var. Onlar senin kendine karşı acımasız olmanı kendini suçlamanı sağlayarak yönlendirmek isterler. Bunu sen de yaptığını görebilirsin.

  • Hata yapmak, senin veya bir başkasının kafasındaki modele göre kusurlu olmak çok doğal. İstemediğin durumlara düşmek çok doğal. Ama hayatını sadece istemediğin şeyler olacak diye bunları engellemekle harcayamazsın. Bu yüzden sana maliyetini düşünmeden şu an için yapacağını yapmalı veya yapmamalısın. Ki bunu bile eksiksiz yapman gerekmiyor. Olduğu kadar.

  • Nerede okudum hatırlamıyorum. Elindeki ile mutlu olamiyorsan daha fazlasıyla da mutlu olamazsın diye yazıyordu. Şükretmek tam anlamı ile bu bence. Şu anki halinden memnun olmak, şikayetçi olmamak.

  • Şikayetçi olmak, sızlanmak, memnuniyetsiz olmak hiç bir fayda sağlamaz. Bulunduğun durumdan memnun keyifli olmak gerek.


  • Bu şükretmek, memnun olmak, şikayetçi olmamak, sızlanmamak çok büyük nimet. 

  • Her zaman bir sonraki adımını bilmek sıkıcı değil mi? Biraz sonra yapacağını bilmek kötü.

  • Arada yaşadığın anın tadını çıkarmayı dene. Çok zevkli olabiliyor.

  • Uykum olduğu halde uyumamaya çalışıyorum. Bir çoğu benimle birlikte aynı çaba içerisinde. Hayatımda çok zaman bunu yaptım. Çok acı. Herkes böyle yaptığı için genel geçer bir durum olmuş. Uykun geldiğinde uyumanı yadırgayan insanlardan oluşan bir toplum oluşmuş. Herkes kahve içip duruyor. Çok kolay ve sık hastalanıyoruz. Çok aptalca.

19 Ocak 2016 Salı

Fasulyenin Faydaları -10

  • Alay etmezsen alay ediliyorsin. İnsanların alay etmesinde ve acımasız olmasındaki başlıca sebep bu. Tek sebep değil ama. Birileri topluca alay ediyor küçük görüyorsa bu onların hepsinin kendilerinde olduğunu düşündüğü bir zayıflık açıktan kaçmaya çabaladıklarının işaretidir.

  • Whatever happens, keep peace in your heart. 

  • Bir şeyler seni çektiği halde sen ona yöneleceğine korkundan direniyorsun. Bir şeyler ise seni çekmediği hatta ittiği halde yani ilgini çekmediği halde üzerine gitmeye çalışıyorsun. Başaramayacaksın. Yanı sıra kendine yazık edeceksin. Hep imrenecek kendinden nefret edeceksin. 

  • Korkularına endişelerine karşı tedbirler alır geliştirirsin. İnsanları çileden çıkaran ise korkularının yersiz olduğunu görmektir. Bu yüzden karşı tezler üretip korkularının rasyonel olduğunu ispat etme gayretine girerler.

  • Gelişim istiyorsan. Var olanın yıkılmasına izin vereceksin. Bir şeyi yıkmadan yerine başka bir şey yapamazsın. Her şeyi bir arada tutmak mümkün değil. Yıkılmalara izin vereceksin. Gelişmeyi sağlayan kaosdur. Düzen yerinde saymaktır. Olduğun yerde çürümektir. Dönüşümlere yıkımlara izin ver. Direnmekten vazgeç.

  • Bu yüzyılın insanının sorunu pısırıklık. En ufak şeyden kokup çekinmesi. Hazır düzeninin bozulmasından ödü patlaması. Konforuna sıkı sıkıya bağlı olması. En ufak bir eksiklikte kahrolacak olması. 

  • Yalnız kalınca sıkılıyorsun. Korktuğun sonuçlar doğurabilecek şeyler yapma isteği doğuyor çünkü. Harekete geçemediğini farkediyorsun. Sen olarak yaşamadığını farkediyorsun. İçinde yaşadığın hapishanenin farkına varıyorsun. Hepiniz yaşıyorsunuz bunu.  

  • Id, ego, super ego var. Süper ego kafamızın içindeki toplumun sesi hep bize çeki düzen vermeye çalışır. Tanımak için kafandaki başkalarının sesi olarak düşünebilirsin. Id ise içinden gelen hisler. Ego sensin. Mantıklı kararlar veren düşünen bir anlamda kafandaki kendi sesisdir. Karar verirsin. Ego zayıf olunca süper ego veya id doğrudan karar almaya başlıyor. Bunlar refleks tepkiler oluyor. Ego güçlendikçe soğukkanlı mantıklı çıkarımlar geliyor. Id tatmin oldukça daha mutlu coşkulu oluyorsun.Süper ego ise hep seni güvende tutmaya yönelik. 

  • Id ve süper ego hemen harekete geçmen için uğraşır. Güçlü ego bunlara her zaman izin vermez.

  • Ego sanki irade ile aynı şey. Hem çevreye hemde olur olmaz doğan isteklere karşı mantıklı bir şekilde cevap vermek gibi. 

  • Değerim ne diye düşünmekten kendimizi alabilsek çok daha mutlu olup çok daha mutlu edeceğiz. Sürekli onun gözünde değerim ne bunun gözünde değerim ne. 

  • Kendinden şüphe etmemek gerek. Sıkıntı yaratan durumlar hep kendinden şüpheye düşmenden kaynaklanıyor. 

  • İçselleştirdiğimiz eleştiriler var. Bazıları çok derinlerde farkına bile varmadan bizi zapturapt altına alıyor.Genelde suçlayıcı nitelikteler. Daha çok sendeki eksiklikten dem vurur. Görmezden gelmek gerek. 

  • İnsanlar diğer insanlar üzerinde olabilecek en büyük etkiye sahip olmaya çabalıyorlar. Nedenini bilmiyorum. Bunun araçlarını ele geçirmek için çabalıyorlar. Zenginlik, güç, alımlılık, statü ne olursa bu araçları elde edereken fazla insan üzerinde en fazla etkiye sahip olmaya çabalıyorlar. Yaptıkları etkinin arttığını görmek onları mutlu ediyor. Yada rahatlatıyor. Acaba kontrol etmek olabilir mi bu etkiyi elde etme amacı. Yani yine iş korkulara mı geliyor. Her şeyi kontrol edip korkularından sıyrılmak mı çaba. Etki edebildiğini görünce korkuları azalıyor herhalde.

  • Bütün sorun yeterince iyi olmadığına dair düşünceden kaynaklanıyor. Hangi konuda yeterince iyi olmadığını düşünüyorsan o konuda savunmasız ve panik oluyorsun. 

  • Yeterince iyi olmak konusu sadece senin iyi olman gibi değil de aynı zamanda yaptıklarının yeterince iyi olması, halinin durumunun yeterince iyi olması, kararlarının yeterinhce iyi olması, herhangi bir sıfatının da yeterince iyi olması. Hani örnek vermek gerekirse derslerinde yeteri kadar iyi olmak, mesleğinde yeterince iyi olmak, yeterince paran olması, yeterince iyi görünmek  gibi. 

  • Korkunun kaderin ile ilgisi yoktur. O kaderine direnmektir. Kaderini ne kadar ertlersen o kadar acı çekerek gerçekleştiğini görürsün. Bu yüzden en iyisi direnme. Kimsenin kaderi kötü yazılmış değildir. O senin gelişimin için yaşaman gerekenlerdir. Ama sen buna direnmeye çalışırsın. Direncin en büyük kaynağı ise korkudur.

  • Utanmak toplum kurallarının aşırı içselleştirilmesinden kaynaklanan kendini suçlama ve cezalandırmanın otomatikleşmesidir.

  • İnsanlar diğer insanları kontrol altına almaya çalışıyor. Çünkü o insanların tamammı kafasının içinde ona komutlar verip duruyor. Onu hareketlerini tetikliyor. Toplumun sesi süper ego sürekli konuşuyor. O da çıkıp insanları etkisi altına alarak bu sesleri yekpare yapıp kendisini rahatlatmaya çabalıyor. Güç peşinde koşan adamın amacı kafasındaki sesleri susturmak. Onlara istediğni söyletmek. Herkesi bir şekilde yola getirmeye çabalıyor ki onu yargılayan eleştiren sesler bitsin ve rahatça hareket edebilsin. Kendini özgürleştiremeyen bu insan başkalarını da kendisi gibi kısıtlamış oluyor.

  • Kusursuz bir tatil yapmayı boşver. Yap gitsin. Kusursuz bir öğrenci olmayı boşver. Ol gitsin. Kusursuz bir proje yapmayı boşver yap gitsin. Kusursuz bir vatandaş olmayı boşver ol gitsin. Kusursuz bir evlat olmayı boşver ol gitsin. Kusursuz arkadaşlar edinmeyi boşver edin gitsin. Kusurlu eksik zayıf olmak da güzel. Mükemmel olmak kasıyor. Sürdürülebilir değil.

  • Her zaman havalı cool olmayabilirsin. Bu açıdan da kusursuz olmayı boşver. Toplumun kusursuzu olmayı da boşver.

  • Başarısızlık da bir kusurdur ve başarısız olmakdan da korkma. Başarılı olmayı boşver. Olursan olursun olmazsan olmazsın. Başarılı olmayı boşvermeyi bile başaramamaktan korkma.

  • İşinin kusursuz olmasını boşver olsun gitsin. Çevrendeki insanların kusursuz olmasını bekleme bırak kusurlu kalsınlar aynı senin gibi.

  • Arabanın kusursuz olmasını boşver. Olduğu gibi olmasının bir sakiıncası yok. Olmamasının da bir sakıncası yok. Yine kusursuz olmayan insanlar kusursuz olmak gereğine inandığından kendisini daha iyi hissetmek için senin ne derece kusurlu araban olduğunu yüzüne vurmaya çalışacaktır. Bu da onun kusuru boşver.

  • Bir şey yapmaya karar verdiğinde kusursuz yapmak veya başaramamak kaygısı seni alıkoymasın. Ha bir de kusurlu görünme kaygısı.

  • Varsayımlarını çok da kafana takma. Onlar gerçekler değiller sadece varsayımlar.

14 Ekim 2015 Çarşamba

Fasulyenin Faydaları -9

  • Yaptığın yada yapmadığın hiç bir şey senin değerini düşürmez. 

  • İnsan olduğunu zannettiği kişi olmadığını anladığı zaman kendine kızar. Bu kendini kabul etmemektir. 

  • Kabul gördüğünü düşündüğün imajının içini dolduramadığını hissettiğinde sinirlenir gerilirsin. Bunu sana hissettirene de kızarsın. 

  • Olman gereken veya olduğunu düşündüğün kişi olmadığını çokca bir şey yapamadığında farkedersin ve mutsuz olursun.  

  • Özgüven sahibi olmak kendinle çatışmamaktır. 

  • Kendini iyileştirme, daha iyi biri olmaya, daha kusursuz biri olmaya yönelik çaba hastalığın kendisidir. Kendine katlanmayı öğrensen iyi erdersin. 

  • Korku, gerginlik, stress hepsi değişime direnmekten gelir. Değişime direnmek var olana tutunmaya çalışmaktır. Değişimi gögüsleyebilmek cesaret ister. Cesur insanlar değişimden korkmazlar. Çok fazla korkan insanlar hayallerindeki hayat fırsatı karşılarına çıksa bile istemezler. Bütün enerjisini değişime direnmeye harcar. Oysa hiç bir şey sonsuza kadar sürmez. Herşeyin bir sonu var. Değişmek zorunda. Değişmeye direnmek için çaba göstereceğine değişme ayak uydurmak çok daha huzur ve çoşku verir. Değişimin içinde kazanmak da kaybetmek de vardır. O yüzden kaybetme cesareti gerekir insana. 

  • Sonucu düşünerek hareket etmek. Her adımında acaba ne olur diye kara kara düşünmek, kim ne der, ne düşünür diye kaygılanmak hep değişim karşısında var olana tutunmaya çalışmak muhafazakar olmak demektir. Korkmaktır. Gelecek kaygısı böyle bir şeydir. Oysa bilse ya her şey gibi kaybetmek de geçicidir. Haz nasıl geçici ise acı da geçicidir. Hayat bile geçici. 

  • İşte böyle gelir "Let it be". 

  • Her şey değişir. Her şey geçici. Direnmenin anlamı yok. 

  • Her şeyini kaybetmek bu yüzden özgürlüktü. Artık özgürce değişime izin verecektin. Ve kaybetmeye razı olacaktın. 

  • Bir şeylerin geçici olması daha iyi. Zamanı dondurmaya çalışmanın anlamı yok. Her zaman en iyisi oluyordur vakti gelmiştir ama inatla bırakmıyorsundur. Hem kendin acı çekiyorsun hem gitmesine izin vermediğin ne ise ona zarar veriyorsun. Her şeyin bir zamanı var ve en güzel o zaman gidiyor. Zorla tutmaya çalışma.  

  • Nasıl davranacağın, neye nasıl tepki vereceğin, nereye bakacağın, nasıl yürüyeceğin, nasıl görüneceğin. Hepsi kafamıza tane tane işlenmiş. Biz bunları kendimiz zannediyoruz. Sürekli kendimizi denetliyoruz. Bizim eğitilmeye ihtiyacımız yok. Biz yontulmamış halimizle ancak mutlu olarabiliriz.Ve ne istediğini ancak bu kalıpları kırdığın zaman anlayabilirsin.

  • Biriktirme alışkanlığı var. Kazanmak kaybetmek bu biriktirme ile oluyor. Mutluluktan çok biriktirmeye odaklanıyoruz. 

  • Özgürlüğümüzü kısıtlayan iki unsur. Alışkanlıklarımız ve kendimiz ile ilgili kendimize anlattığımız hikayelerimiz. 

  • Deliler tımarhaneyi ele geçirmiş. Kuralları koyuyor. Tabi haliyle kurallar gelip geçiyor. Ne yapabilirsin ki. Tartışamazsın. Güç kullanamazsın. Kurallarına göre davranamazsın.Yada kurallarına güvenemezsin. Bu delilerin lafına sözüne de güvenemezsin.Delilerin yargılarına göre hareket edemezsin. Sadece kendini koruyup rahatına bakmak gerek. Bunlar hep sanal dünyalarında yaşar. Şizofrenler. Sağı solu belli olmaz.Her an başka bir moda girebilirler. O yüzden çok da güven olmaz bunlara.Delilerin normlarını ciddiye almak anlamsızdır. Onların beğenileride, aşağılamaları da birdir. Onlar sanal bir dünyada yaşıyorlar ve bu dünyaları çok kaygan bir zemin anında değişebilir. Bunların tutumlarına bakıp da kendini üzmeye veya gurur duymaya gerek yok. Bunların tavırlarının kaynağı hiç bir zaman sen değilsin. Her zaman iç dünyalarındaki dalgalanmalar onların motivasyonu.Onlar için üzülmeye veya acımaya da gerek yok. Bunların hisleri de göründüğü gibi değil. Aslında hiç bir hisleri olmayabilir bile. Birden bire bambaşka bir ruh haline girebilirler. Tutarlı değillerdir. Üzüldüklerinde gerçekten olan bir olaya değil kendi içlerindeki bir dalgalanmaya tepki veriyorlardır. Oldukları gibi bırakmakta fayda var.

  • Yorgunluk, uykusuzluk ve endişe zekayı düşürüyor. Aptallaşıyorsun. 

  • Bir şeylerin senden gitmesine izin vermedikçe onları çürütüyorsun. Onlardan nefret eder hake geliyorsun.Zaten yük etmişken beklettikçe daha da kötü hale geliyor. Hem onlara zarar veriyorsun hem kendine eziyet ediyorsun.O yüzden bırak senden giden gitsin. Kakasının gitmesine engel olmaya çalışıp kabız olan çocuklar gibi tutma. Daha hafif daha özgür daha dolu dolu yaşayacaksın. 

  • Bizim hepimizde çoklu karakter bozukluğu var. Biz çok zaman kafamızdaki bir stereotype insanı taklit ediyoruz. Aslında taklitden çok biz o oluyoruz. Tavirlarımız tepklerimiz o oluyor. Şimdi panik halimizin duruma göre bir karaktere karar veremediğimiz veya hiç bir karakterimizin bu duruma göre olmadığını gördüğümüzde oluşuyor. Belki steretype karakterimizi switch eden de bu ortama daha iyi uyan karakter seçimi algoritmasıdır. 

  • Motivasyon üzerine düşünüyordum. Motivasyon kaynağı korku olabilir. Ödül olabilir ama sanki biraz zayıf gibi çünkü ne kadar dolaylı olursa motivasyon kaynağı o kadar zayıf oluyor. Merak da başka bir motivasyon kaynağı.Ama merakın da uzun süreli olamayacağını düşünüyorum. Bir de hedef olayın kendisi olabiliyor. Yani maç yapmak hedef ise maç yapmak kendiliğinden kolay oluyor. Maç yapmak için maç yapmak yani. Ödül uğraşın kendisi. Bu nadiren yakalanan ama güçlü bir motivasyon kaynağı. Bir de oyalanmak var. Çok sık başvurulan çok zayıf ve çok kısa süreli etkisi var.


  •  Korku güçlü bir motivasyon kaynağı ama insanı zayıflatıyor. İşi güçleştiriyor. Ve bu motivasyon kaynağı kullanıldıkça insanı daha zayıf düşürüp iş yapamaz hale getiriyor. Depresyon falan işte.

  • Yukarı da bahsettiğim bir şeyi yapmış olmak için yapmak şeklindeki motivasyon kaynağı zevkdir, hazdır. Bu zaman zaman çok güçlü olur zaman zaman çok zayıf ne kadar süreceği de öyle değişir.İnsan dondurmayı bir şey için değil zevk için yer. Yani motivasyonun hedefi zaten kendisidir. 

  • Ödüle dayalı motivasyonda ödülün ne kadar dolaylı olduğu ile motivasyonun gücü orantılıdır. Eğer yapılan işin sonucuysa ödül iş ile doğrudan ilişkili olduğun güçlü bir motivasyon sağlayacaktır.  

  • Bir şeyi yapmak zorunda olmak veya bir durumda kalmak zorunda olmak bir tutma tutnma çabasıdır. İnsanın enerjisini tüketen bu çabadır. Yaşam enerjini alır. Hayattan tad alamazsın. İşte bu senin bir şeylerin gitmesine izin vermemenin işaretidir. Mecburum diye düşündüğün her seferinde aslında  bir şeylerin senden gitmesine veya bir değişime engel olmaya çalışıyorsun demektir. Kendini mecbur olduğun düşüncesinden uzaklaştırabildiğin sürece daha özgür ve canlı olacaksın. Akışa inanmak gerek. Akış her zaman senin iyiliğin için var.Bir şey değişiyorsa bu senin iyiliğin içindir. Bir şeyi kaybediyorsan artık onun sana senin ona zarar vermendendir. Artık gitmesinin vakti gelmiştir. Kaybetmen gerekiyordur. Akış iyidir.

  • Geçen Kelebeğin Kaderi kitabında gördüm. Varsayımda bulunma diyordu. Olası durumlar için varsayımda bulunma diyordu. Okuyunca aklıma Kuran'daki zan ile ilgili ayet geldi. Aslında aklıma gelmedi. Zan ile ilgili bir ayetin varlığı geldi. Benziyordu buna galiba.

31 Mart 2015 Salı

Fasulyenin Faydaları-8

  • Herşey pamuk ipliğine bağlıymış, heran başın belaya girebilirmiş, her hareketini sakınman gerekiyormuş gibi hissedersin bazen.

  • Herkesle birlikte hareket edersen, başına gelenlerden  dolayı kendini suçlama ihtimalin azalır. Bu yüzden sürü olmak, konformist olmak rahattır.

  • Kendini kusurlarınla sev. Değişmeye kusurlarını düzeltmeye çalışma.

  • Kusurlarımız olduğu gibi hata yapama, işleri bok etme hakkımız da vardır. Başka birilerinin başarılı olması bizim de olmamızı gerektirmez. Herkes başka bir konuda kusurlu sonuçta. 

  • Sende olmayan veya yanlış olduğunu düşündüğün bir şey için kendini suçlama. Hatta kendini suçladığın için bile kendini suçlama. Olan olmuş. Yapacağını yapmışsın. Sen, sen olduğun için o hatayı yaptın. Yapmayacak olsan başkası olurdun zaten.

  • Take some responsibility. 

  • Gerçeklerle yüzleşemeyen insanlar, sanal bir gerçeklik yaratıp onu yaşamaya çalışıyorlar. Bunun ortaya çıkmaya ihtimali oluşunca korkuyor, saldırganlaşıyorlar. Gözlemledikleri gerçeklik yerine kendilerini daha iyi hissetmelerine neden olan, kendilerini suçlamalarına engel olan yalanı, hikayeyi savunmayı tercih ediyorlar. 

  • Çok zaman kaçtığımız suçluluk hissidir.

  • Ayıplamanın utanmanın olmadığı bir dünya istiyorum.


  • Hata yaptığımızda ağır bir şekilde cezalandırılacağımızı zannediyoruz. İdeal olmamamızın yada ideale yaklaşmamamızın suçlusu olarak görüyoruz kendimizi.

  • Doğru yada yanlış diye bir şey yok.

  • İnsanlar en büyük günah uyumakmış gibi davranıyor.

  • Çok fazla iyi disiplin edilmişiz.

  • Mutluluğumuzu belli koşullara mı bağlı kılmak gerek. Güzel bir ev, toplumsal saygınlık, havalı araba vs. İşin en kolayı bu koşullardan arınmak. Doğrudan mutluluğu getirecektir.

  • Mutluluk sensin derler ya gurular falan. Hani bu bir çeşit kelime oyunu. Mutluluğunu huzurunu belli koşullara bağlı  kılmadığında mutlu olursun gibi bir şey demeye çalışıyorlar sanırım. Hani Fight Club'da siz banka hesabınız, işiniz, cüzdanınız, kıyafetiniz falan değilsiniz diyor ya.İşte o da bunları mutluluğunuza koşul yapmayın diyor. Yapmayınca kendin olmuş oluyorsun. Geriye sadece sen kalınca mutluluk huzur ortaya çıkıyor ve sen mutluluk oluyorsun. İşte bunu özetleyip paketleyip mutluluk sensin diyorlar. Yada mutluluk içimizde diyorlar.

  • Sevilmek, beğenilmek, takdir edilmek, küçümsenmemek vs. de mutluğun koşulu olduğunda mutlu olmak zor olur.Koşulları minimize ettiğinde mutlu olmak daha kolay olur.


  • Onaylanmak bir başka mutluluk koşulu. Bu sayede kendimizi güvende hissediyoruz.


  • Mutlu olmak için koşulların olduğunda ve bunlar ölçülebilir olmadığında başkalarının bu kriterleri sağlasığını onaylaması gerekiyor. Bu yüzden değerini başkaları belirliyor. Senin değerin diye bir şey yok aslında bunu sen yaratıyorsun. Kendine değer biçmeye çalışıyorsun. Aslında yaptığın kendine kıstaslar koyup bunları başardığının onayını almak. Yani bir anlamda kendini tanımaldığın şey olduğunun onayını arıyorsun.

  • Mutsuz olmak kendini sevmemek ile ilgili bir durum. Bu şöyle gelişebiliyor. Bazı olayların veya durumların elde edilebileceği ve bazılarının ise engellenebileceği fikri oluşuyor. Bunu başaramayınca insan kendisini sevmez oluyor. Kendisine kızıyor. Yapmanın çok kolay olduğu veya bir çok kişi tarafından çok kez başarılmış bir şeyi yapamayınca kendimize kızıyoruz. Artık onu başarmak mutluluk koşullarından biri oluyor. Yani o bir anlamda biz oluyoruz. Yapamayınca mutsuz oluyoruz. Kendimizi sevmiyoruz.

  • Ne yaşarsan yaşa kabul edilemez diye düşünme. Olan olmuştur. Olmaması için de bir gerekçe yoktur. Kendine kızma hiç bir şey için. Bununla da mutlu olabilirsin.

  • Yaptıkların ve yapmadıkların için kendini suçlama.

  • Mutluluk için koşul koymayınca tek bir durum kalıyor tercih edilen şartlar. Evet hemen her durumda her koşulda mutlu olabiliyor olabilir insan ama bu kez de tercih ettiği durumlar ortaya çıkabilir. Daha tercih edilebilir bir durumda olmak isteyebilir. İşte bu kez mutsuzluk nedeni bu olabilir. Bu bir başka erdemi getirir insanın karşısına kendini suçlamama, kendine kızmama. Daha tercih edilebilir bir durumda olmadığın için kendine kızmamak gerek.

  • Bu kendini suçlmak veya mutluğa koşul koymamak durumunu daha çok şu an ve geçmişe yönelik bir tavır olarak görmek gerek. Yoksa geleceğe dönük bir tehdit algıladığında ne yapacağına dair değil. Yaptıktan sonra sonuçlarla birlikte yaşamak adına takınılması gereken bir tavır bu. 

  • Geleceğe dönük olarak söyle bakılabilir. Mutluluğuna bir engel bir koşul olmadığı için her sonuç normaldır ve tehdit değildir. Dolayısı ile tehditler sadece tercihlere yöneliktir. Ve tehdit değil tercihdir, tavsiyedir. Mutluluğun koşulu yoktur.

  • İnandığı doğrularla, hayata bakışı ile, yargıları ile insan kendi cezasını kendisi veriyor. Kendi cehennemini herkes kendi yaratıyor.

  • Sonuçlardan dolayı kendini suçlamayacağını bilseydin. İlerde içinde bulunacağın her hale razı olabileceğini bilseydin. Kendini hiç bir konuda sıkıntıya sokmazdın. Huzur içinde günlerini geçirirdin. Bunu düşünebilmen için kendini şimdiki zamanda bulunduğun halde mutlu görebilmelisin. Bu ise mutluğun koşullarını, mutsuzluğun bahanelerini ortadan kaldırarak olur.

  • İnsanın her durumda mutlu olabilmesi ve kendini suçlamamsı tabi ki özgürlük getirecektir fakat bunu deli gibi her dakka şimdi ne yapsam diye koşturarak geçirmek de beyhude. Yine bir karar verirsin ve kararına göre hareket edersin. Farklı olan kararını kırk kez gözden geçirmen gerekmez. Her an farklı bir şey var mı diye kolaçan etmen gerekmez. Daha huzurla yol alırsın. Pişman olmayacağını bilirsin.

  • Tabi anlık tepkilerinde böyle düşüncelere bakmak yersiz olur.Ama bir karar verirken, bir işe konsantre iken çok rahat olunacaktır.

  • Ben ne yaptığın ne için yaptığın ile ilgilenmiyorum. Kendin için başkası için falan artık karar verirken ki kriterin ne ise. Benim ilgilendiğim karar verirkenki durumun ve karar verdikten sonraki surumun.

15 Ekim 2014 Çarşamba

Fasulyenin Faydaları-7

  • "Character armour is a fixed ego structure - an inflexible, defensive way of thinking about ourselves and similar inflexible, defensive way of behaving. The behaviour of the armoured individual could be described as stereotyped or habit-around."

  • İnsan çok zaman saldırgan ifadelerini törpüler. Bu da öğrenilmiş bir davranış kalıbıdır. Bunu yapmadığı zaman çok rahat hissedecektir. 

  • "The conscience is the code of the society internalised as part of the individual's ego... The pain we felt when our behaviour conflicted with the rules of conscience is what we call guilt."

  • "Because the rules of this society were principally those of the females who kept home together, the men began to become more and more prone to feelings of guilt about their competitive hunting lifestyle." 

  • "Love is when we are really with another person rather than somewhere else in our head. Love is characterised by paying attention and being spontenous. When we are open to love every interaction with others changes us.We are closed off to love when our behaviour is stereotypical, when rigid character traits and ways of expressing ourselves interfere with open, spontaneous communication.This happens when our ego is insecure, caught up in attempts at self-justification, and when we feel the need to repress our feelings, whether of anger, grief, sexuality or whatever, and are afraid to be spontaneous lest it release those scary feelings"


  • Başına istemediğin bir şey gelir ve hemen kafan çalışır kendini suçlarsın şunu şunu yapsaydım bir şey olmazdı diye ve bu seni daha kötü hissettirir. Kendini suçlamanın sana zerre kadar faydası yoktur. Hayatımızda hemen herşeyi yapabileceğimize dair bir inanç var günümüz insanında. Her şey olabilir her şeyi yapabiliriz. Eğer istediğimiz şey olmadıysak veya bizi cezbeden bir şeye sahip değilsek bu bizim suçumuz diye düşünüyoruz. Korktuğumuz kendimizi suçlama veya hata yapma olasılığımız. Eğer seni cezbedecek şeye erişemiyorsan bu tamamen sendeki bir eksiklikten kaynaklanıyordur. Aptalsındır, enayisindir, tembelsindir, çekingensindir falan da filan işte. Sonrası kendini düzeltme çabaları. Nede olsa her gün önüne götünü kaldırıp kendine çeki düzen versen nelere sahip olabileceğinin örnekleri sunulur. Bir zamanlar senden bir farkı olmayan adamlar şimdi nelere sahip ve neler başarmış ve nerelere gelmişken sen onlardan geri kaldın yada reklamlar ve haberler ve dedikodularda azcık bilmem ne yapsam nelere erişebileceğine dair hikayeler dolanır. Hep sen suçlusun. Artık ızdırap o cazip konuma mallara başarıya v.s. sahip olmak değil herhangi birisinden azıcık bile eksik kalmak korkusudur. Aslında biliriz o kadar eksik olmaktan bir şey olmaz ama işte bu bizde eksiklik olduüğunu gösterir işte. Kusurluyuz. Kendimize kızarız. Her anımızda bir şeylere erişmeye çalışırız ama yine de eksik bir şey kalır ve depresyon forever. Çok fazla gördüm kendisinin eksik olamdığını ve diğerinin sahip olduğundan daha iyisinin kendisinde olduğunu ispata çabalayan hıyar. Benim arabam daha ucuz ama onunkindeen bilmem nesi daha iyi yoksa varya diye yırtınır meselea.Tek gaye işte eksik veya geride olduğunu kabul etmemek ki böylece kendisinde kusur bulmasın. Bulursa kendini suçlayacak ve yeni bir yapılanma sürecine girmek zorunda kalacak. Bunun anlamı uzun bir içe kapanık, bunaltıcı dönem.

  • "What causes the really deep scars is self-blame and the ego insecurity and thus obsession with self-justification and questions of self-worth that it engenders." 

  •  "Compassion is nothing more than projected self-pity, we do not develop the ability to feel compassion until we become a neurotic adult."

  • "The big problem with the introverted approach to life is that one tends not to allow oneself an outward expression for frustration, in the form of competitive activities or angry outbursts or whatever." 

  • "...the memory of rejection keeps us going back and re-enacting the moment, preferably in some context in which we can feel accepted." 

  • "When armouring is in place, the individual can not interact truly spontaneously with their environment.Much concentration is needed to maintain the armouring. And the armoured individual can only respond within the bounds of their stereotyped behaviour." 

  • "It is not unfair to speak of the armoured individual as being less alive than unarmoured individual, if we judge aliveness in terms of sensory aliveness, freedom of thought and capacity for spontaneous interaction with others and the environment." 

  • "Our basic physical needs are a very small subset of what we consume. Our psychological needs determine most of our consumption." 

  • "When we are armoured we can't get as much enjoyment out of the things that we have and therefore we need more. And we are less flexible in what we chose to consume. Materialism is a poor substitute for other social forms of enjoyment. When we are not locked up ourselves we will find that we can have more fun interacting with others than we can polishing our trophies."

  • "If the experience was inflicted on us by a person who is no longer present or the result of situation we are no longer in, then that individual or situation is no longer the source of our suffering. We are suffering because of the nature of our thinking about that event. We are torturing ourselves for no good reason, since the past cannot be changed" 

  • "If we are caught up in "if only" thoughts or self-recrimination, then we can prolong our suffering indefinitely" 

  • "Pleasure is healing... The path towards freedom from needing things is to enjoy them more."

  • "The truth will set you free. If you can find a way of doing it which feels non-threatening to you, telling truths about yourself which you have previously hidden can be tremendously liberating."

  • "The door to heaven is open to us at any time we are willing to accept that we are of absolutely no importance. The bars of our own hell are our attempts to justify ourselves or prove our self-worth." 

  • Kıskançlık kendine kızmaktır. Şimdi örnek vermeye üşeniyorum.


  • Sorun kendini suçlamak. Bir çok insan bir çok konuda hata yapabilir. Hata yaptığını kabul etmek ne kadar doğruysa, yaptığın hata için kendini suçlamak da o kadar yanlıştır. Mutlu başarılı insanların özelliği budur.

  • Yaptığın, yapmadığın hiç bir şey için kendini suçlama. Hatta kendini suçladığın için bile kendini suçlama. 

16 Eylül 2014 Salı

Fasulyenin Faydaları-6

  • Karakter oluşumunda reddedilmenin yerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Reddedildiğinde insan çıkarımlarda bulunuyor. Açıklamalar getirmeye çalılşıyor. İlk olarak daha önceden yaptığı çıkarımların oluşturduğu teorilerle reddedilişini açıklamaya çalışıyor. Bunlar açıklamaya yeterli oldukça güçleniyor. Bu teorilerin vazgeçilmezliği artıyor. Bu teorilere göre reddedilmemek üzere davranışlar belirleniyor. Açıklanamayan, geçerli kabul edilen teorilerle açıklanamayan reddedilmeler ise yeni teorilerin türemesine neden oluyor. Böylece yeni çıkarımlarda bulunuluyor. Teorilerin, çıkarımların doğruluğuna inandıkça, istekler bu teorilerin filtresinden geçiriliyor. Reddedilmeye neden olacak istekler bastırılmaya, yada yasaların kenarından dolaşmaya çalışan muhasabaci gibi kenardan kıyıdan istekleri yerine getirmeye çalışılıyor. Ayrıca net olan bir şey ise reddetmeyenlerin de reddedilmesi. Yani toplumun reddettiklerini reddetmemek reddedilmek için bir nedendir. Belki ilk öğrenilen teorilerden biri budur.

  • Reddedilmeyi kabullenmek zordur. Aklımızdan kolay kolay çıkmaz.Tekrar tekrar o anı yaşarız. Buna aklileştirmenin bir yolunu bulmaya çalışırız. Bunun üstesinden gelmek için bir teori üretmeden kurtulamayız.Aynen damağımızdaki yara gibi, oynamasak kendiliğinden geçecek ama duramıyoruz. Reddedildiğimiz ana dönüp tekrar tekrar en kabul edilebilir şekilde yaşıyoruz. Hayalimizde reddedilmeyeceğimiz şekilde yeniden yaşıyoruz.

  • Üzerinde düşünülmesi gerektiğini düşündüğüm bir konuda savunmasızlık hissi. Nerden doğar? Ne tetikler? Nelere neden olur? Günlük hayata ve topluma yansıması nasıldır?  


  • İnsan kendini saldırılara açık ve savunmasız hissettiğinde, enerjisinin büyük kısmını tehdit algılamaya ayırıyor. Durup dururken bitkinleşiyor, isteksizleşiyor. 

  • Olabildiğince yaşadığın anın, sahip olduklarının, yaptığın şeyin tadını çıkarmaya bak. Bir de kendini eleştirme, aksine şımart. 

  • Bir şey zoruna gittiğinde olan muhtemelen şudur. Sen yerine getirdiğin sorumluluklarından sonra başkalarından da aynı sorumluluğu sana karşı yerine getirmesini beklersin. O yerine getirmeyince zoruna gider. 

  • Diyeceğim şu ki yaptığın veya yapmadığın hiç bir şey için kendini suçlama. Suçluluk hissi seni yanlışa yönlendiren. 

  • Türkçe yazıyorum ya niyeyse direk alıntılıyorum. "we need to convince the world that we are sexy or strong or cool so that we can feel good about ourselves, but we wouldn't feel so bad about ourselves if it weren't for the fact that we know that this front is a hollow lie"

  • "Our ability to identify with an archetypal character depends on our own psychological struggle" 

  • "In active form we feel compulsion to try to control others who represent to us that which we fear in ourselves. And we strive to accumulate material wealth as a way to compensate for poverty within, the lack of self-acceptance, the self-loathing. Fearing ourselves we come to fear and need to control others. Feeling worthless we become obsessed with physical evidence of our worth. In passive form our neurosis is expressed in submission and conformity . No  accepting ourselves we crave acceptance of others, even at the cost of our own degradation"

  • "When we are depressed, even little things require a great effort." Bu rahatsızlığın ip ucu işte. "depressed individual fights a inner battle which requires as much strength as climbing a mountain does from the mountainer we call a courageous hero."

  • "Depression is a kind of black hole in the heart arising from lack of self-acceptance. It doesn't affect only those of us who are diagnosed with it. Each of us tries to fill that black hole with something - drugs, material consumption, sex ..." 

  • "The key to mental health is unconditional self-acceptance. If our acceptance of ourselves is dependent on whether someone lese loves us, our school grades, whether we drive a flash car, etc., then it will always be tentative and the black hole of self-doubt will continue to sap our energy, creativity adn joy in life." 

  •  "We feel that we are supposed to feel guilty if we make a mistake or accidentally hurt someone's feelings. We feel we would be heartless or selfish if we didn't have these feelings. But the truth is that guilt is a profoundly selfish emotion. When we feel guilty it becomes all about us. Am I good enough? Our attention is on ourselves not those we feel we have let down. This is natural. Selfishness is the natural self-directedness of the suffering individual. Make ourselves suffer and we will make ourselves more selfish. If we want to not be selfish, then we have to let go of guilt and practise unconditional self-acceptance. We always do the best we can in the circumstances. What keep us from doing better is that we won't accept this."

  • "An individual at war with themselves is easily dominated or controlled by others... We may feel that there is within us a battle between the desire to do things we feel right and the desire to do things we feel wrong.The battle of good and evil" 

  • "... learn to relax and be simply who you are and not who you think you should." 

  • İnsan tehdit algılıyor. Sonra buna karşı tedbir olarak bir davranış geliştiriyor. Buna da karakter diyor. Tedbirin hangi tehdit için olduğu unutuluyor. Ama bu kez bu tedbiri ortadan kaldıracak bir tehdit algılandığında buna karşı yeni bir tedbir geliştiriliyor. Algılanan tehdit arttıkça tedbirler hayatı belli bir rutin içinde yaşamaya ve bu rutinin bozulması tehditini ortadan kaldırma çabası ile devam ediyor.

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Fasulyenin Faydaları -5

  • Bir yerde okudum. "Duygular her zaman vardır ve otomatik tepkileri belirler. Bu otomatik tepkileri kontrol etmenin bir yolu kendinin farkında olmak(self awareness)... Bu tepkileri durdurmanın bir yolu, bir an için durmak, yavaşlamak, düşünmeye başlamak ve bilinçli olarak tepki vermek. " Aslında İngilizce. İyi çeviri yaptığımı düşünüyorum.

  • Alain de Botton- Felsefenin Tesellisi: Seneca'ya göre, bizi çevreleyen inatçı, katı dünyayı verdiğimiz tepkilerle, öfke krizleriyle, kendine acıma duygusuyla, huzursuzluk, tatsızlık, dediğim dediklik ve paranoyayla daha da çekilmez kılacağımızı öğrenebilseydik, belki bilgeliğe biraz yaklaşmış oluruz. 

  • Hepimiz büyümüş rolü yapan çocuklarız. 

  • İnternette okuduğum bir yazıdan ilham aldım. Bizler kendimizden memnun olmak için kriterler koyuyoruz. Mesela başarılı olmak, yada belli bir dereye kadar statüye sahip olmak gibi. Bunlar bizim doğamızda olan kriterler değil, aksine sonradan içinde yaşadığımız toplum tarafından bize öğretilen kriterler. Bu gibi kriterler bizim karakterimizi, kimliğimizi oluşturuyor. Gerginliğimizin, endişelerimizin, saçma tavırlarımızın, gel-gitlerimizin nedeni işte bu kriterler. Öğrenmemiz gereken bunları yerine getirmeden de kendimizden memnun olmak. Yaşadığımız hayatı tad alarak yaşamak. 

  • Tercüme yapacağım. "Koşulsuz kendinden memnuniyeti tekrardan kazanmak,kendimize yaptıklarımızdan, hissettiklerimizden, düşündüklerimizden, sahip olduklarımızdan, başkalarının bizim hakkımızdaki düşüncelerinden bağımsız olarak kabul edilebilir  olduğumuzu sürekli hatırlatmayı içerebilir" 

  • Terrcüme:"Kendini kabul etmenin kısayolu çokca çok kötü şeyler yapmanın arkasındaki motive edici güçtür." Yani sırf öylesine kabul edilemez bir şeyler yapıp yine de kendinden memnun kalmak, rahatsızlık duymamak. 

  • Tercüme: "Mutluluğun anahtarı, akıl sağlığı,mutlaka olduğun gibi olmak, ve koşulsuz kendini kabuletmek. Paradoks sorunlarımızın çoğunun, kendimizi geliştirmeye çalışmak, düşüncelerimizi sansürlemek,geçmiş kötülüklerimizi düzeltmek, depresyon ve saldırganlık gibi olumsuz duygularımızla mücadele etmek yüzünden oluşmasıdır." 

  • Bezan işleri berbat etmekten, elime yüzüme bulaştırmaktan korkuyorum. Vücudum bile geriliyor. Kafamda sürekli nasıl yaparım da hata yapmam diye fır fır düşünceler dolaşıyor. Başka bir şey görmüyor duymuyorum. Hiç bir şeyle gerçekten ilgilenmiyorum. Tabi kafaya taktığım iş haricinde. İşte bunun idealin peşinde koşmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. işin bir ideal hali varmış gibi, onun peşinden koşuyorum. Olabilse daha güzel olan, olduğu kadarı olması aslında. Başarmak başarmamak çok da fark edecek değil. 

  • Toplumlar biraradayken güçlü ve güvende hissederler. Bu yüzden her birey birlikteliği korumak üzere yetiştirilir. Anneler çocuklarına toplum düzenine uygun davranmak üzere eğitim verirler. Toplum da birliktelikten uzaklaşan bireyleri cezalandırmaya başlar. Babalar ise neneler ve daha önceki neneler tarafından yetiştirilmiş düzen koruyuculardır. Insanları telaş ve paniğe sürükleyen düzenin bozulmasıdır. Düzenin adil olması vesaire önemli değildir. Bu yüzden telaşlanılan dönemler. Toplumda hakim olan bir düzenin olmadığı savaş, ihtilal gibi dönemlerdir. Padişahlık ile yüzlerce yıl geçirmiş toplum için en önemli şey bu düzenin sürmesi kaos olmamasıydı. En tuhaf günler ise mutlaka ki savaş dönemleriydi. İnsanlar için tek soru muhtemelen yeni kurulucak düzenin hangisi olacağıydı. Padişah, işgal veya cumhuriyet. Hangisi olursa ona uyum sağlayacaklardı. Yeter ki düzen olsun. Yıllarca padişahlık ve din tabanlı eiğitilen çocuklar şimdi cumhuriyet bozulmasın diye eğitildi. Sonuç olarak anlatmaya çalıştığım insanların en büyük kabusunun kaos olduğu, bir şekilde toplumda bir sistem kurulması ve nasıl kurulursa kurulsun orada yer almaktır. 

  • Bu arada insan vijdanı da yaşadığı toplum veya toplumların düzenini ayakta tutmak üzere gelişmiştir ki insanların sivrilen duyguları törpülensin bastırılısın. Böylece sorun olmadan toplum bir arada kalsın. Tabi haksızlar da denemez. Ne kadar birlikte hareket edebilen düzenli toplum varsa hep diğerlerinden güçlü ve güvenli olmuşlardır. Bu sosyala alanda güvenlik ve özgürlük dengesini ortaya koyar. Bireysel yaşamda ise bastırılımış duygular, anlamsız davranışlar, bilinçaltı karmaşası, problemli insanlar. Bu gösteriyor ki toplum düzeni korurken bireyin özgürlüğü konusunda çok hassas olmalıdır. Olmadığı takdirde sağlıksız bireylerden oluşmuş sağlıksız bir toplum olacak ve çatışmalar bitmeyecek, ufacık nedenlerle birbirine girecektir.

  • İşin en garibi de toplumun bireyin özgürlüğünü kısıtlamasında ilk aracı ailedir. İnsanı en çok sevdikleri yaralıyor. Ve bu çift taraflı işliyor. Hepimiz bir şekilde birbirimizin gardiyanı gibiyiz. Farklılıklar toplumun bozulması riski yaratıyor ve biz en ufak farklılığa tahammül edemiyoruz. Ailemize baskı yapıyoruz. Onların istediğimiz gibi olması, bizim idealimize göre hareket etmesi, acı çekmemesi (ki acı çektiren toplumdur ve bizizdir), kafamızda var olduğunu kabul ettiğimiz toplum yapısına aykırı topluluklardan uzak durmasına çabalıyoruz. Aksi olunca biz de cezalandırıyoruz. İşte bunlar hep eğitim. Oysa yaşadığımız toplumda en ço ksorun çıkaran insanlar bu baskılardan bunalmış bireylerin bulduğu ilk fırsatta agresif olarak özgürlük yaşamaya başlamasıdan başka bir şey değil. 

  • Ayrıca not düşmek gerek ki, toplum düzeni derken, toplumun stabil kalması demek isterim. 

  • Aynı konuya ek olarak, dinlere bakıldığında insanları toplum stabilitesinin geliştirdiği baskılara karşı bir biretsel özgürleşme olarak ortaya çıktıkları görülüyor. Yani en azında din kitaplarına bakıldığında bireyi özgürleştirici bir eğilim var. Sorun bu kaynağında toplumu bir arada tutmak için kullanılması ile dinin yeni düzenin bir baskı aracına dönüştüğünde ortaya çıkıyor. 

  • İnsanların baskılanmış ve belkide bu yüzden oluşan saldırgan arzularını bir şekilde yerine getirmeleri gerekir. Bu zaman zaman bireysel patlamalara yol açtığı gibi, zaman zaman da toplum olarak katli vacip biri, yada bir çeşit düşman gereklidir. Toplum bir başka toplumu düşman edindiğinde onun bireylerine karşı yada onun bireyi varsayılan birine karşı rahatlıkla saldırgan davranıp rahatlayabilir. Yani bir çeşit kum torbası. 

  • Bariz bir toplum baskısı yoksa kendine eziyet etmenin anlamı yoktur. Tamamen özgür olabilirsin. Kafandaki tüm kurallar toplum stabilitesi içindir.  Bu yüzden hayattan tad almak istediğinde ve net bir tehdit görmediğinde bütün kuralları yıkabilir ve özgür olabilirsin. Bütün kurallar toplum tarafından stabil kalabilmek için geliştirilmiştir. Hatta özgürlüğün sınırının başkasının özgürlüğü ile sınırlandığı bile toplum stabilitesini sağlamak için geliştirilenlerdendir. 

  • Duyarlı olmak gereği de toplum tarafından bizim karakterimize işlenmiş unsurlardandır. Küçük bir ayrıntıyı belirtmek gerek bahsettiğim duyarlı olmak değil, duyarlı olmak gereği. Fark şöyle anlaşılabilir. Bir insan bir konuda duyarlı değil ise değildir soru yaratmaz. Fakat duyarlı olma gereği duyuyorsa ve duyarlı değilse suçluluk duyar ve kendini baskı altına alır. Bu da kafamızdaki hapishanemize bir parmaklık daha ekler. 

  • İnsanlar özellikle çocukluklarında aşamadıkları baskı veya anlamlandıramadıkları tepkileri gibi doğuştan gelen özgür ruhun çaresizliğini karakterine aşılayarak dışardan gelecek tehditleri bertaraf etmenin yoluna giderler. Böylece yaşadığımız çevremiz bir anlamda bizim karakterimizin en büyük parçası oluverir. 

  • Çocuklukdaki şekillendirmelerden biri de koşullu sevgi göstermek. Bu hem çocuğu narsist yapıyor. Baskıdan da kötü sanki. İkincisi de aynen baskı da olduğu gibi insanların özgür ruhunu hapseder. 

  • Toplumdan sakladığını farkettiğin duygularını ve düşüncelerini kendine ve özellikle başkalarına itiraf etmek senin kafanda özgürleşmene yardımcı olacaktır. Çünkü her saklama senin kendi özüne karşı toplumun senin karakterine işlediği bir parmaklıktır. Ne zaman ki bir şey saklıyorsan, bu parmaklıklara çarpmışsın demektir. Ve sen bunu itiraf ettiğinde artık o parmaklık kalmamış olur. Özgürlüğe bir adım atmış olursun.

30 Haziran 2014 Pazartesi

Fasülyenin Faydaları -4

  • Kaybetme cesareti lazım.

  • Bu gün ekşi sözlük'te okudum. Korkmak bilincin bedene ben bununla başedemiyorum, al sen hallet demesidir gibi bir şey yazıyordu. Bu tabi ki arada alur ama, alışkanlık olmaya başladığında sorun olacaktır. Kontrolü sık sık devretmemek gerek. 

  • Bir sorunla karşılaştığında, bilinçaltın hemen atılıyor. Tepki vermeye kontrolü ele almaya çalışıyor. Bilinçli olarak mantıkla soruna yaklaşmazsan, bilinçaltın kontrolünü ele geçiriyor. Daha önce de bahsettiğim gibi otomatik, şartlanmış, yavaş öğrenen ve hızlı tepki veren bilinçaltı çok zaman yanılıyor.

  • Yavaş yaşamın bir yönü isteklerine, endişelerine yönelik eylemlerinde acele etmemektir. Tepkilerinde, eylemlerinde sabırlı olmak, fırsatları değerlendirmekte telaş yapmamak.  

  • Telaş hep fırsatı kaçırmak ve geride kalmak korkusudur. Acelemiz hep bunlar. Geride kalmak ve statü kaygısı aynı şey. 

  • Herhangi bir şeye önem verdiğinde onunla ilgili şartlanmış oluyorsun. Ona yönelik aşırı hassasiyet gösteriyorsun. Bu da seni telaşa paniğe sürüklüyor. Böylece önem verdiğin konuda hata yapma olasılığın artıyor. 

  • Önem vermek kendini hata yapmaktan korkmak, tekdüzeliği muhafazaya çalışmak şekillerinde gösterebilir.Aşırı endişe, kaygı ve paranoyaya neden olabilir.  

  • Giriştiğin her işte başarılı olma kaygısına ne demeli. Aynı şekilde başarılı olmayacağını düşündüğün işe girişmemek. Nereden geliyor bu endişe? Mükemmelliyetçilik mi? Dışlanma korkusu mu? Çocukluktan kalma bir şey mi? Kendini olduğundan değerli gösterme kaygısı mı? Övgü alma hastalığı mı? Eleştirilmekten korkmak mı? Yüceltilme kaygısı mı?  

  • Endişeliysen, gerginsen ve bunu üzerinden atamıyorsan bırak kalsın. Bir de bunun için kasılma. Gergin devam et. Bunu bile kabullernmek bir ölçüde rahatlama getirecektir. 

  • Her olaya çok önemli, ölüm kalım meselesi, eğer istenildiği gibi olmazsa felaket olur gibi bakarsın hayatın kabus olur. Hayatında bir çok şey, ciddiye alınacak kadar önemli değil, hafife alabilirsin. Kontrolünden çıkmasına izin verebilirsin. Üzerinden hata yaparsam biterim psikolojisini atmalısın. Başarısız addedilsen ne olacak, arkadaşını kaybetsen ne olacak. İşinde başarısız göründün, bırak öyle görünsün. Bırak, çok zaman bırak, tutma, yerleştirmeye, şekillendirmeye çalışma. Çok da üstüne düşme. 

  • Bazen kötü hissedersin bir şey yapasın gelmez ama insanların beklentileri vardır. Kafanın içinde çınlar durur. Tehdit algılarsın. Bu seni biraz daha paralelize eder. Kaskatı kalırsın. Kendini zorlamak bir şeyler yapamak istersin üzerindeki baskıyı azaltmak istersin. Halin yoktur yapmak bin kat daha zorlaşmıştır. Boşvermek istersin tehdit algın seni yiyip bitirir. Hiç bir şeyden tad almaz olursun. Kafan hep oradadır. Yoluna koyamazsın, görmezden de gelemezsin. Boşver der durur Miskin Hayvan uğraşırsın boşveremezsin bile. Her yerden yardım destek beklersin. Bir umut ararsın bu kısır döngüden çıkacak. Bazen olmaz işte. Ne yapsan olmaz. Bitkinleşirsin. Bıkkınlaşırsın. Her şey üstüste gelmeye başlar. Başka beklentileri de yerine getiremezsin. Sonra bilmiyorum yok olmaya doğru ivmelenirken birden iyi olursun, iyi hissedersin. Birden herşey kendiliğinden yoluna girer. Birden gözünde Himalayalara dönen sıkıntıların, çocuk oyuncağı görünür. Ne olur nasıl olur bilemzsin. Olur işte.  

  • Kendini zorluyorsan. İstemeye istemeye bir şeyleri yapmaya çalışıyorsan yada bir şeylere katlanıyorsan. Acı çekmediğin halde mutsuzsan. Bir şeylere tutunmaya, bağlanmaya, kopmamaya çalışıyorsundur. Bırak olsun diyememişsindir. Ya da olmazsa olmasın. Hala olası durumları düzenleyebilmek için kendini kasıyorsundur. Sınıfta kalmamak için uğraşıyor olabilirsin; işinde tutnmaya yada yükselmeye çalışıyor olabilirsin; saygınlığını kaybetmek istemiyor olabilirsin. Bunlar bir kaç örnek. Sınıfı geçemedin diyelim. Ve geçmek içinde kendini zorlamadın ayrıca. Ne olur okul uzar ailen kızar. Yaptırım uygularlar. Ama sen zaten kendine baştan yaptırım uyguluyorsun. Buna rağmen hala sınıfı geçememe ve ailen tarafından tepki görme ihtimalin var. Hatta kendini bu kadar kasıyor olman stres nedeni ile sınavlarda başarısızlık olasılığını da arttıyor. Bu şekilde tepki görmek insanın daha da zoruna gider. Hayat adil değil dersin işte o zaman. Oysa sınava canın istemedikçe çalışmadıysan. Yada ilgini çekmeyen derslere sorlamadıysan. Zaten senin ilgilendiğin bir alansa derslerin zevk verecektir. Ama fedakarlıkda bulunmadığın şeyin senin için o kadar önemi yoktur. İşte korkular hayatı böyle çekilmez hale getirir.

  • Yalnız karıştırmamak gerek. İlgini çektiği için yorgun argın saatlerce bir şey ile uğraşmak, ile endişelendiğin için aynı şeyi yapmak karışabilir. Belki bazen her iki durum da vardır. Ayırdetmek için şöyle bakılabilir. İlgi ile yoğunlaşılan çabaya ara vermek çok kolaydır. Böyle bir kontrol yapılabilir. Yada vazgeçebilmek. Yani vazgeçmeyi aklınızdan geçirdiğinizde, ne hiddediyorsunuz. Eğer vazgeçebiliyorsanız. Sorun yok. Ama vazgeçtiğinde bir tedirginlik sarıyorsa o zaman korkuyorsundur. Bunnu denemek lazım arada uğraştığın şeye ara verip ne için yaptığına bakmak gerek. Çünkü korku motivasyonlu hayatın sürdürülebilirliği azdır. 

  • Derdin, tasan, endişen, kaygın, hedeflerin, planların, v.s. yaşam sevincini yok etmesin. Hayattan tad almaya devam et. Arada kafanı kaldır. Suyun üstüne çık. Ve nefes al. Sonra yine dalarsın meselelerine. 

  • Hayatın amacı ölmemek olabilir mi? Ne kadar saçma! Ölememeye çabalıyoruz ya sanki ilelebet başarabilecekmişiz gibi. Eninde sonunda olacak işte. Ötelemeye çalışmanın anlamı ne!

  • Kendine değer vereceksin. Ne olursa olsun kendine verdiğin değeri azaltmayacaksın. 

  • Geleceği düşünmekten insan gününü yaşayamıyor. Beklentiler endişeler derken hayat bitiyor. Keşkeler başlıyor. 

  • Şükretmek halinden memnun olmaktır. Ağızdan çıkan iki kelime değil. Yoksa memnun olmadığın bir şey için şükrediyorum demek saçmadır. 

  • Zorunda olduklarını bırakırken, kendi yolunu çizmeli, kendi oyun planını oluşturmalısın. Bu planın sana ait olmasının tek kriteri ise hedefin senin inandığın istediğin şeyler olmasıdır. O yüzden ne istediğini bilmek ve ona yönelik hareket etmek çok önemli. Yoksa zorunda oldukların seni sıkıştırmaya devam ederler ve bir noktada boyun eğersin. 

  • Bir yol haritan olmalı istediğin her bir şey için. Bunların dışında kalanları görmezden gelmek gerek. Tyler Durden'ın mali sistemi çökertmek dışında başka bir şeye önem vermemesi gibi. Ne diyordu "önemsiz şeyleri gözardı edebilme yeteneği". Önemli olan ne peki? Önemli olan ne istediğini bilip onun için bir yol haritası edinmek ve ona göre hareket etmek. Ayrıca istediğini elde edersin veya edemezsin yadan yol haritana uyabilirsin yada uyamazsın farketmez. Bu yolda çaba göstermek zaten bir zevk olacaktır. Çünkü inandığın istediğin bir şey için uğraşıyorsundur.  

  • Bir de her endişe ve panikte aklına ilk geleni hemen uygulama. Önce seni endişelendirenin ne olduğunu bir ortaya koy. Sonra bunun için atabileceğin adımları düşün yada atıp atmayacağını. Çok zaman doğrudan aklımızdaki ilk çözümü uyguluyoruz. Daha endişemizin ne olduğunu bile bilmeden. Sadece etkiye tepki veriyoruz. Otomatikleşmiş davranışlarımız ile. 

  • Başkalarının sana biçtiği değeri kabul etmeyi bırakmalısın.

23 Mayıs 2014 Cuma

Fasulyenin Faydaları -3

  • Hep korktuğumuz endişelendiğimiz bir şeyler var. Hep diken üstündeyiz. Bu hep böyle olduğundan artık farkında bile değiliz.

  • Ne zaman kendini kapana kısılmış. Bir şeyleri yapmaya mecbur veya kısıtlanmış, belli bir duruma maruz kalmak zorunda hissedersen, bırak. Uzaklaş. Ne yapıyorsan, neye katlanıyorsan, neyden çekiniyorsan bırak. Ne olursa olsun.  

  • Tepki çekmeye alışmak gerek. Tepkilere duyarsız kalmayı öğrenmek gerek. 

  • Bir düşün sırf tepki çekmemek için nelere katlanıyorsun.  

  • İnsanı gerçekten endişeler yoruyor. Yoksa oturduğun yerde yorulacak bir şey yok. Ama aynı anda bir kaç yerde birden olup, bir sürü insanla hesaplaşıp, bir sürü eziyete birden katlanıyoruz kafamızın içinde tabi bu kadarına bünye dayanmıyor. Yoruluyor insan. Oturduğumuz yerde kaç paralel geçmişin yarasını sarmaya çabalayıp, kaç paralel geleceğe gidip geliyoruz ve kaç kişinin kafasının içine giriyoruz. Mümkün mü yorulmamak.


  •  İnsanların ard niyetlerinin farkına varmış veya sezmiş olabilirsin. Bence boşver onlar kendi kendilerine yapar yapacağını hiç düşünme bile. Sen buna önem verdikçe sana zarar verebilirler yoksa sana bir şey yapamazlar.

  • Haz peşinde koşmanın amacı, endişelerini korkularını bastırmak ise sorundur. Aksi halde hiç bir zararı yoktur. 

  • Çabalamakta bir sakınca yoktur. Bazen keyifli bile olabilir. Sorun çabanın endişeyle birlikte gelmesidir. Sonuç alıp almayacağının  kaygısını çekiyorsan işte orda kriz doğar. Veya çabanın boşa gidip gitmeyeceğini düşünmeye başladığında sıkıntı başlar. Çaba gösterirken başına gelecekleri savuşturma gayretindeysen, başarısızlık korkusu baş gösterir yada çabanın maliyetini hesaplıyorsan yine kaygılar seni boğar.  

  • Boşverebilmek özgüven gerektirir. Yada kendini güvende hisseden insanlar boşverebilir. Kendine bir dayanak bulamamışsan, güven için tek kaynağın iç dünyandır. İnanç, düşünce ile kendini güvende görebilirsin. Bu ise özgüven sağlar ve rahatça endişelerinden sıyrılabilirsin. Böylece sürekli cama toslayan fare gibi olacağına etrafta gezinebilir ve yolu bulabilirsin. Biz buna boşvermek diyoruz. 

  • Neyi korktuğun için neyi istediğin için yaptığını anlamak, farkında olmadığın baskıları kırabilmek için. Her şeyi boşverip kendini dinlemek gerek. 

  • Bir de gururunun kırılmasından kormak var. Yada birilerinin gözündeki değerini görmekten korkmak. Birisinin sana saygı duymadığını görmemek için uğraşırsın. Bu gerçekle yüzleşmemek için olası durumlardan kaçınırsın. Bu da hayatını kabusa dönüştürür. Oysa kendi değerini başkalarının gözünden görmeyi bırakabilsen çok daha rahat hareket edeceksin.

  • Bir çok sıkıntımız çözmeye çalıştığımız sorunun ne olduğunu düşünmeden çözüme yönelmekten kaynaklanıyor. 

  • Bir şeye ne kadar önem veriyorsan ona o kadar bağımlısındır. Bağımlılığın onun üzerine yoğunlaşmanı gerektirir. Ve bağımlı olduğun konuda endişelerin artar. Ayrıca bağımlı olduğun şeyler arttıkça hareket alanın kısıtlanır daha çok en dişelenmeye başlarsın. Dahası bir şeye ne kadar önem verirsen onun ile ilişkili şeylere de onun kadar olmasa da önem vermek onlarıda düşünmek zorunda kalırsın. Bu yolda ilerlerken de bir bakarsın ki hiç bir yere kımıldayamıyor sinir krizleri geçiriyorsun. 

  • Siktir Et: Ne zaman bir şeyler çok önemliyse, ne zaman kendini gergin, endişeli ve korkmuş hissediyorsanız, sadece siktir et deyin, iç çekin ve nefes verin. İlaç gibi hemen iyileştirir sizi.
  • Siktir Et: Kendini nasılsan öyle kabul etmenin etkileyici yan etkisi vardır; başka insanları da olduğu gibi kabul etmeye başlarsınız. Belki hemen gerçekleşmez ama zaman ilerledikçe etkisini gösterecektir.Çok basit bir nedenden ötürü gerçekleşecektir. Ne zaman başkalarını yargılarsan, bu yargılama kendini tamamen kabul etmeyişinden gelir.

  • Siktir Et: Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemseyince, her şeyi kişisel olarak algılamaya başlarsınız. 

  • Siktir Et: Siktir et demek sizi iyi hissettirir. Mücadeleden vazgeçmek, ne hoşunuza gidiyorsa onu yapmak, çevrenizdekilerin sizin hakkınızda düşündüklerini umursamamak ve kendi yolunuzdan gitmek harika bir duygudur. 

  • 15 yıl kadar önce yapmalı etmeli diye bir şey olmaması gerektiği -meli -malı içeren kelimelerin gözardı edilmesi gerektiği anlamında bir yazı yazmıştım. Şimdi bakıyorum hala benzer yazılar yazıyorum. Demek gençlikten bu yana bende değişen pek bir şey olmamış. Bir özgürlük arayışıdır gidiyor. 

  • Endişelenmenin hiç bir yararı olmadığı gibi, zarar vermediği de olmaz. Endişelenmek hayattan tad almanı engeller. Endişe konusu dışında hiç bir şeye odaklanamamanı sağlar. Yarattığı yorgunluk ve bezginlik ile endişenin konusu hakkında bile tam bir çaba sağlanamaz. Bu yüzden endişelenmek yerine, olayların istediğimiz gibi gerçekleşmeme ihtimalini rahatlıkla kabul etmek, hatta bundan bile memnuniyet duyabilmek gerekir. 

  • Siktir Et: İnsanların bir çoğunun sorunu ne yapmak istediklerini bilmemeleridir. Yaratıcı bir şey yapmak, para kazanmak, özgür olmak gibi belirsiz istekleri vardır. Fakat gerçekten ne yapmak istediklerini açıkça belirtemezler. Böylece oradan oraya savurulur, bazı anların tadını çıkarır ve diğerlerinden nefret ederler, fakat hiçbir zaman başarının ve isteklerini gerçekleştirmenin tadına varamazlar.

  • Yıllar öncesinde aldığım bir dersti. İnsanların düşüncelerine aldırış etmeyeceksin, önemsemeyeceksin. 

  • Özgür olmaya başladığında insanları da kızdırmaya başlarsın. Herkesin her topluluğun senden beklentileri vardır. En azından davrnışlarında tutarlılık ararlar ki sana karşı tavırlarını alıp kontrolünü kayetmesinler. Aksi halde korkarlar. Bu da kızgınlık olarak sana döner. Bağıran çağıran sana zarar vermeye çabalayan insanlar olur. Onlar da özgürleşmeye başlasa bu durum ortadan kalkardı ama maalesef öyle bir olasılık görünmüyor. Ama eğer ki onlardan korkarsan özgürlüğü unutablirsin. 

  • Oyalanma veya oyalanacak şeyler arama. Oyalanmak sadece istemediğin şeyleri yaptığını istediğin şeylerden uzak durduğunu özgür olmadığını mutsuz olduğunu, korkak olduğunu  unutturmak içindir. 

  • Bize yıllarca ölçülü olmayı, aşırıya kaçmamayı, fazlasını istememeyi, orta yolcu olmayı öğrettiler. Bu yüzden isteklerimizi bastırdık. İsteklerini bastırmayan insanlardan ise nefret ettik yada aşağıladık.Şimdi kendimizi rahat bırakmanın zamanı geldi. Bari isteklerimizi, hayallermizi sınırlandırmayalım.

11 Mayıs 2014 Pazar

Fasulyenin Faydaları - 2

  • Bertrand Russell: Üzüntüye neden olan şeyin önemsizliğinin ayrımına varabilme durumunda bir çok endişe ortadan kaldırılabilir... Yaptığımız şeyler sandığımız kadar önemli değildir. 

  • Bertrand Russell:Duygusal yorgunluğun kötülüğü, dinlenmeye engel oluşudur. İnsanın yorgunluğu arttıkça onu üzerinden atması güçleşir. Asabi çöküntünün belirtilerinden biri ise, yapılan işin son derece önemli olduğuna ve bir süre dinlenmenin felakete yol açacağına inanılmasıdır... Her olayda sinir bozukluğunun nedeni iş değil, duygusal tedirginliktir.  

  • Bertrand Russell: Endişe bir korku biçimidir ve bütün korku biçimleri yorgunluk yapar. Korku duymayan birisi, fazla günlük yorgunluk duymaz.

  • Bertrand Russell: Erkekte olsun, kadında olsun cesaretin her türü, tıpkı askerin fiziksel cesareti gibi hayranlıkla karşılanmalıdır... Cesaret arttıkça endişe azalacak ve böylece yorgunluk da azalacaktır, çünkü günümüzde kadın erkek herkesin sinir yorgunluğu, aslında büyük ölçüde, bilinçli ya da bilinçsiz korkularından ileri gelmektedir. 

  • Bertrand Russell: Sinirsel yorgunluğun en kötü özelliklerinden birisi de kişi ile dünya arasında bir perde gibi gerilmesidir. Bu durumda  dış dünyanın etkileri kişiye soluk, kısık, cansızlşmış olarak ulaşır; küçük oyunlara ve yapmacık kızgınlıklar dışında kişi insanlara ilgi duymaz. Bütün dikkatini yalnızca bir kaç şey üzerinde toplayıp geri kalanlara aldırış etmeme eğilimi gösterir.

  • Boşvermekte bir istisna yapacağım. Korktuğun, endişelendiğin için boşverme. 

  • İnsanlarda heyecan bağımlılığı var. Yolda makas atanlar falan, hep acelesi olan insanlar. Yerinde durunca sıkılan insanlar. Hep bir heyecan arayışı var. Buldukça dozaj arttırıyor insan. 

  • Hakkının yenmesi endişesi var bir de insanı yiyip bitiren. Her an hakkını yedirmemek için pür dikkat olmak, hakkın yeniyor mu diye sürekli herşeye dikkat etmek hem çok yorar, dikkat dağıtır, hem de yaşamdan tad almayı engeller. 

  • Evcilleştirmede kullanılan yöntem hiç değişmiyor. Cezalandırmak, acı çektirmek. Sonra acı çekmekten korkusu her istenileni yapar hale getiriyor yabaniyi. Bizlerde öğreniyoruz acı çekeceğimizi ne yaparsak, ne yapmazsak acı çekeceğimizi. Bazen de acı çekmeyecek olsak bile acı çekeceğimizi öğreniyoruz. Sanal acılar yani. Kendimiz olamamız işte bu acı çekme korkusundan. Yabani olmak belki de özgürlüğün tanımı. 

  • Yorgunluk fiziksel ise telafi edilebilir ve insanı pek rahatsız etmez. Ama endişeden kaynaklı yorgunluk geçmek bilmez. Dinlenemezsin. Uykun yetersiz olur. Duygusal yorgunluk kadar insanı yıpratan bir şey yoktur. Tek kurtuluş var endişelenmeyeceksin.  

  • Endişeyi tedirginliği bir kenara bırakıp, sadece keyif yaparak, zevk alarak fuygusal dinlenme yapabiliriz. 

  • Bertrand Russell:"İşkence korkumuzun nedeni, yeteneklerimizi olduklarından büyük görmemizdir. Diyelim ki ben bir piyes yazarıyım; üstelik tarafsız kişilerin, çağımızın en büyük piyes yazarı olarak beni gösterdiğni kabul edelim. Ne var ki, bazı nedenlerle piyeslerim pek ender oynanmakta, oynandıkları zaman da başarı sağlayamamaktadır. Bu garip durumu nasıl yorumlayabiliriz? Yönetmenlerin ve oyuncuların şu ya da bu nedenle bana karşı olduklarını düşünürüm ve bu, benim için hemen inanılmaya değer bir neden olur: Tiyatro dünyasının elebaşlarına boyun eğmemişimdir, eleştirmenleri pohpohlamamışımdır, oyunlarımda bazı gerçekler vardır ki, dokundukları kimseleri çileden çıkarmakta ve bu nedenle yeteklerim takdir edilmeden gölgede bırakılmaktadır." Not: Sanırım "işkence" yanlış çeviri olmuş.  

  • Bertrand Russell: Davranışlarımızın asıl nedeni, size göründüğü gibi yardımseverlik eğildir; bunu unutmayın. İkincisi: Yeteneklerinizi gözünüzde büyütmeyin. Üçüncüsü: Kendinize duyduğunuz ilgiyi başkalarından aynı düzeyde beklemeyin. Ve dördüncüsü de: İnsanların çoğu, işkence yapmayı isteyecek kadar sizi düşünmezler.

  • Bertrand Rassell: Hemen herkes için mutluluğun koşulu, çevrenin kendisinden hoşnut olmasıdır. İnsanların çoğu da içinde yaşadıkları çevreden anlayış görürler. Çünkü daha gençliklerinde yoplumun önyargıları ile tanışmışlar, inançlara ve geleneklere uyum sağlamışlardır. Ama kültürlü ve sanatçı yaratışlı olup dünyanın her yerinde bulunan bbir azınlık için böyle bir kabullenme söz konusu değildir.

  • Bertrand Russell: Halk kendi düşüncesine aykırı davrananlardan çok, kendisinden korkanlara zorbalık yapar. Köpekler nasıl ki kendisinden korkanlara daha çok havlar ve saldırırlarsa, insan sürüsü de onlar gibi davranır. Onlardan korkar ve korktuğunuzu belli ederseniz, onlara iyi bir av olursunuz; oysa umursamazsanız, güçlerinden kuşku duymaya başlar ve size sataşamaktan vazgeçerler.

  • Bertrand Russell: Her insanin kendi istediklerini secmeye ve isterse kusurlariyla yasamaya hakki vardir.

  • Mutluluk (aslında hemen her şey) için ilk koşul kendini güvende hissetmektir. Bunun için bir çok koşulun gerçekleştirilmesine ihtiyaç duyar insanlar ve bu koşullar az yada çok kişiden kişiye değişir. Bu koşullar dışında insanda kendiliğinden yada hayata bakışı ile yada başka düşünsel yönelimleri ile oluşan kendini güvende hissetme durumu vardır. İşte bu duruma özgüven denir. Çevresel şartların değişimden en az etkilenen ve kendini güvende hissetmeye devam eden insan özgüveni en yüksek insandır. Bu hayata bir sıfır önde başlamayı sağlar.

  • Özgüven sahibi olmak kesinlikle kendinden emin olmak, yapabileceğine inanmak falan değildir. Özgüven sahibi olmak dış koşullardan, çevresel etkilerden bağımsız olarak kendini güvende hissetmektir. Çevresinde gelişen olaylardan bağımsız olarak güvenlik hissini elde eden insanın çevresindeki tehdit unsurları da giderek azalacaktır. İşte özgüven sahibi insanların başarılı olduğu klişesi de buradan doğar. 

  • Ne çevresinde gelişen olaylar ne de kendi yaptıkları veya yapacakları için tehdit algılamayan insan, özgüven sahibi insandır. Olanlar olacaklar onun güvenliğini tehdit etmez. Bunları tehdit olarak algılamaz. 

  • Olanları, olacakları yargılayıp hemen tepki verme. Bir sakin ol. Sana bir şey olmayacağını kabul et.